ARZUHALCİ AMCA(İZLEYİN ÇOK İLGİNÇ)
YAYINLAYAN:NEGUVON
Tanış, kaynaş, paylaş.... Maksat muhabbet...
Yazan:
cem kahraman
saat
2:48 ÖS
0
yorum bırakılmış
Kategori ilginç
Çölde susuz kalmamak için çöle gitmemek en etkili çözüm.İllaki gitmemiz gerekiyorsa ve yanınızda su götürmeyecek kadar ruh hastasıysanız şu taktiği uygulayabilirsiniz.
1)Güneşi su üretmek için kullanın.Güneş yeterli ısıyı vererek toprağı nemlendireceğinden su temin etmenizi sağlayabilir.Yaklaşık 70 santim büyüklüğünde bir kaç çukur açın.
2)Her çukurun ortasına boş kahve kutusunu,fincan ya da matara gibi bir şey yerleştirin.
3)Eğer elinizde uzunca bir boru varsa bunu ortadaki kabın içine yerleştirin.Bir kısım altta,diğer kısmı havada kalacak şekilde dursun.
4)Üst tarafta kalan deliğin ağzını plastik bir madde ile gergin bir şekilde kapatın.
5)Az evvel naylonla kapattığınız deliğin etrafınabu kez çember oluşturacak şekilde toprak dökün.Toprak delikte 30cm uızaklıkta olmalıki delikler toprak ile tamamen kapanmasın.
6)Plastik örtünün üzerine ufak bir taş yerleştirin ve örtünün kabın içersine doğru bir miktar çökmesini sağlayın.
7)Artık yapabileceğiniz tek şey arkanıza yaslanıp güneşin toprağı iyice yumuşatıp su çıkarmasını beklemek.
8)Çıkan su topraktan ayrışıp deliklerden çukurun içersine koyduğunuz kabın içine akmaya başlayacaktır.
9)Daha büyük bir çukur açarsanız bu teknikle elinizdeki kirli suyu da damıtabilirsiniz.
10)Suyu iradeli kullanın.
KAYNAK:BOXER DERGİSİ ŞUBAT 2007 SAYISI
YAZI SAHİBİ:PELİN YILMAZ
BLOG'A AKTARAN ;NEGUVON
Yazan:
cem kahraman
saat
2:11 ÖS
6
yorum bırakılmış
Kategori FAYDALI BİLGİLER
Nalıncı Memi Dede
Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde Nalıncı Memi Dede’den şöyle söz eder:
Nalıncı Memi Dede, Bergamalı'dır. Unkapanı Araplar Camii karşısında bir dükkanda nalıncılık yapar. Ölümünden sonra da bu dükkan, nalıncılık işinden başka bir iş kullanılamaz. Abdi Çelebi, hayatında eline keser almadığı halde bu dükkana girince nasıl olduğunu anlayamadan usta bir nalıncı oluvermiştir. O tarihte Unkapanı’nda büyük bir yangın çıkar. Binalar ahşap olduğundan toptan yanar. Hatta benim evim de o yangında çok büyük zarar görmüştü. Ama Nalıncı Dede’nin dükkanı tahtadan yapılmış olduğu halde, ortada sapasağlam kalmış, herkesi şaşkına çevirmişti. Üstelik yangın sırasında Nalıncı Hüseyin dükkanda çalışmaktaydı. "Her taraf yanıyor, kaç da canını kurtar!" dediklerinde: "Burası, benim dedemin dükkanıdır. Beraber yanarım, yine çıkmam", diyerek ateş içinde kalır. Gerçekten yangın biter ama bu dükkan yanmaz. Zamanla buranın değeri artar. Küpeli denilen bir Yahudi, dükkan sahibine birkaç akçe fazla vererek Hüseyin Çelebi'yi dükkandan attırır. Bir gün kepenkleri açarken dengesini kaybeder, başı üzerine düşerek ölür. Yani o dükkanı nalıncılık haricinde kullanmak hiç kimseye nasip olmaz. Anlatılır ki: Memi Dede, öldüğü gece Sultan III. Murad'ın rüyasına girer ve şöyle seslenir:
- Cenaze namazımı Fatih Camii'nde kılmaya hazırlan. Beni evimde toprağa ver. Üzerime bir türbe, yanıma bir tekke ve bir çeşme yaptır. Dünyadan elli sene su içtim.”
Memi Dede, gerçekten evinin olduğu yere gömülür. Gereken yapılır. (Evliya Çelebi - Seyahatname'sinden)
Sultan III. Murad'ın rüyasından sona olanların ayrıntısını pek çoğunuz okumuşsunuzdur, ama biz önceden okumayanlar için bir kez daha yazalım. Neden bilmem, en çok sevdiğim hikayelerden biridir Nalıncı Memi Dede’nin hikeyesi...
Neyse, hikaye şöyle:
Sultan III. Murad Han yukarıda bahsedilen rüyayı gördüğü günün sabahı, bir anlam veremediği bu rüya dolayısıyla tuhaf bir hal içindedir. Vezir- i âzam Siyavuş Paşa padişahın bu halini görünce merak eder ve sorar:
- “Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?”
Padişah:- “Akşam garip bir rüya gördüm.” der.
Vezir:- “Hayırdır inşaallah efendim!?”
Sultan Murad Han:- “Hayır mı, şerr mi öğreneceğiz inşaallah!. ”
Vezir:- “Nasıl yani?” diye sorar.
Padişah vezire:“Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. ”
Tebdil-i kıyafet ederek iki molla kılığında çıkarlar yola. Sultan Murad hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aşağıya inip Unkapanı civarında durur. Etrafına dikkatle bakınır.
İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Tebdil-i kıyafet içindeki Padişah çaktırmadan oradakilere sorar:- “Kimdir bu yerde yatan?”
Ahali:- “Aman hocam hiç bulaşma, ayyaşın sefilin biri iste!”
Padişah:- “Nerden biliyorsunuz öyle olduğunu?”
Ahaliden biri atılır:- “Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuzdu.”
Bir başkası ayrıntıya girer:- “Biliyor musunuz, aslında iyi sanatkârdı. Nalının (ayakkabının) hasını yapardı. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcardı. Hem şişe şişe şarap taşırdı evine... Hem de nerde namlı, mimli kadın varsa takardı peşine ve evine götürürdü.”
Ahali içinde yaşlı biri oldukça öfkelidir ve söze karışır:- “İsterseniz komşulara sorun bakalım, onu bir cemaatte gören olmuş mu?”
Bunları anlattıktan sonra mahalleli döner ardını çekip gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar cenazenin başında tek başına... Tam vezir de toparlanıyordur ki,
Sultan Murad onun yolunu keser:- “Dur vezir nereye?” der.
Vezir Siyavuş Paşa:- “Bu adamdan uzak durmak istersiniz diye düşündüm Sultanım.”
Padişah:- “Hayır olmaz öyle şey! Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem.
Ama biz gidemeyiz, rüyamın bir hikmeti olmalı.. Hem şöyle veya böyle halkımızdır. Defin işini tamamlamak gerek,” der.
Veziri:- “İyiya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.” der.
Padişah vezirine itiraz eder:- “Olmaz vezir, rüyadaki hikmeti çözemedik daha...”
- “Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?” diye sorar vezir..
Padişah:- “Mollalığa devam edeceğiz. Cenazeyi kaldırmalıyız.” der.
Vezir şaşkınlık içinde:- “Aman efendim, nasıl kaldırırız?” diye sorar.
Padişah:“Basbayağı kaldırırız işte!” diye çıkışır.
Vezir bunun çok zor olacağı konusunda Sultan Murad’ı ikna etmeye çalışır:- “Yapmayın, etmeyin Sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Kefenlenmesi, gömülmesi falan...”
Padişah vezirin sözünü keser ve:- “Merak etme, ben hallederim hepsini...” der.
Vezir bakar ki Padişah kararlı:- “Şurada bir mahalle mescidi var ama, bilmem ki?!!” diye kararsız düşünürken
Padişah:- “Fatih Camii’nde kılacağız namazını” der.
Çünkü rüyasında böyle denmiştir kendisine... Ve gelirler camiye... Vezir sağa sola koşturur. Kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar, ki nâş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sarhoşlara benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Sultan Murad’ın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de tabii ki. . .
Böylece meçhul ayakkabıcıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar, namazını kılarlar. Sıra gelir defin işlemine... Vezir sorar:
“Sultanım, nereye defnedeceğiz?”
Padişah:“Evinin bahçesine.. Sen bir koşu gidip adresini araştır, öğren gel” der...
Vezir sorar soruşturur ve evin adresi öğrenilir. Cenazeyi yüklenip giderler. Eskimiş küçük bir ahşap evin kapısını çalarlar. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Kadına kocasının öldüğünü alıştırarak haber verirler. Kadın sanki bu vefatı bekler gibidir. Ama yine de gözyaşlarını tutamaz. Neden sonra Padişaha:“Hakkını helâl et evladım. Belli ki çok yorulmuşsun.” der.
Padişah:- “Helal olsun.. Ama bahçenizde bu cenazeyi defnecek yer var mı?” diye sorar...
Yaşlı kadın:- “Evet, bizim bey mezarını kazıp hazırlamıştı. ‘Beni buraya defnetsinler hanım’ demişti.”
Bunun üzerine Padişah ve veziri cenazeyi bahçede kazılan yere defnederler. Defin işlemi bitince Padişah yaşlı kadına:
- “Bana biraz rahmetliden söz eder misiniz?” der.
Yaşlı kadın tabii dercesine hüzünle sallar başını ve anlatmaya başlar:- “Evladım, rahmetli bizim efendi bir âlemdi, vesselâm... Akşamlara kadar ayakkabı yapardı. Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip helâya dökerdi.”
- “Niye?” diye sorar Padişah...
Yaşlı kadın:- “Müslümanlar içmesin diye. . . ”
Padişah şaşkınlık içinde:- “Hayret!!..” der.
Yaşlı kadın devam eder.- “A oğul bu da bir şey mi? Başka tuhaf şeyler de yapardı.”
Padişah merakla:- “Ne gibi?” diye sorar.
Yaşlı kadın:- “Nerede malûm kadınlardan bulsa, hemen ücretlerini öder, eve getirirdi. ‘Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek....” deyip, bana da onlara dinimizin gereklerini anlatmamı tembih eder ve evden çekip giderdi. Sabaha kadar o kadınlara dinimizin vecibelerini anlatırdım”
Sultan Murad Han iyice şaşkınlık içinde kalmıştır.
- “Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki... ” diye söylenir.
Yaşlı kadın:- “Evladım, milletin ne sandığı umurunda değildi ki onun... Zaten namazı da mahalleliyle kılmaz, uzak mescidlere giderdi. ‘Öyle bir imamın arkasında durmalı, ki Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli’ derdi...”
Sultan Murad Han rüyasının hikmetini yavaş yavaş anlamaya başlamıştır. Ama yaşlı kadının sözünü kesmez. Kadın devam eder:
- “Hatta bir gün ona; ‘Bana bakasın efendi! Sen böyle yapıyorsun, ama dedikodular aldı başını gidiyor. Komşular kötü belleyecek seni, inan cenazen kalacak ortada’ demiştim”... O da ‘merak etme hanım, kimseye zahmet vermeyiz. Mezarımı bahçeye kazdım, oraya defnedersiniz’ demişti.Ben de ona; ‘ İyi de seni kim yıkasın, namazını kim kılsın, kim kaldırıp gömsün?” dedim”
Padişah konuşmanın burasında çok heyecanlanır ve sorar:- “Peki o ne dedi?”
Yaşlı kadın:- “A oğul, dedim ya bizim bey bir tuhaftı. Önce uzun uzun güldü, sonra da dedi ki; ‘Allah büyüktür hatun, padişahın işi ne?...”
ALINTI: http://www.okyanusum.com/nalincibaba.htm
Yazan:
MUTFAK SAYFASI
saat
8:45 ÖS
1 yorum bırakılmış
Yazan:
sevdamavisi
saat
1:20 ÖS
0
yorum bırakılmış
Birleşmiş Milletler tarafından 10Aralık 1948 yılında pariste hazırlanan, Türkiye'nin 1 nisan1949 yılında imza attığı beyanname
İŞTE HAKLARIMIZ
1)Bütün insanlar hür,haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarla.Akıl ve vicadana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyetiyle hareket etmelidirler.
2)Yaşamak,Hürriyet ve kişi emmiyeti her ferdin hakkıdır.
3)Her kes her nerede olursa olsun hukuk kişiliğinin tanınması haizdir.
4)Herkes zulüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelsi görmek hakkına haizdir.
5)Aile,cemiyetin tabi ve temel unsurudur,cemiyet ve devlet tarıfından korunma hakkına haizdir.
6)Her şahıs saldırısız toplanma,dernek kurma ve derneğe katılma hakkına serbestliğine maliktir.
7)Her şahsın,cemiyetin bir üyesi olmak itibariyle,sosyal güvenliğe hakkı vardır;haysiyet için ve şahsiyewtinin serbestçe gelişmesi için zaruri olan ekonomik,sosyal ve kültürel hakların milli gayret ve milletler arası işbirliği yoluyla ve her devletin teşkilatı ve kaynaklarıyla mütenasip olarak gerçekleştirmesine hakkı vardır.
8)her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye,adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.
9)Herkesin hiçbir fark gözetilmeksizin,eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.
10)Çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtlarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücret hakkı vardır.
11)Her şahıs dinlenmeye,eğlenmeye,bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.
12)Her şahsın, gerek kendisi gerek ailesi için.yiyecek,giyim,mesken,tıbbi bakım,gerkli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlığı ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve işsizlik, hastalık, sakatlık,dulluk,ihtiyarlık veya geçim imkanlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır.
13)Ana ve çocuk özel ihtiham ve yardım görmek hakkına haizdir.Bütün çocuklar,evlilik içinde veya dışında doğsunlar,aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.
14)Her şahsın öğrenim hakkı vardır.Öğrenim hiç olmazsa ilk ve temel safhalarında parasızdır.İlk öğretim mecburidir.Teknik ve meslek öğretiminde herkes istifade edebilmelidir.Yüksek öğretim,liyakatlerine göre herkes tam eşitlikle açık olmalıdır.
15)Herkesin,işbu beyannamede derpiş edilen hak ve hürriyetlerin tam tatbikini sağlayacak bir sosyal ve milletler arası nizama hakkı vardır.
Yazan:
cem kahraman
saat
12:59 ÖS
0
yorum bırakılmış
Kategori Siyaset
Bu Davalar Bizim Bizde Bu Yolun
Vatanımın her bir taşı her bir karışı
Milletimiz sever sulhu barışı
Düşmanlığı körüklerken haçlı alemi
Bu milletin tek gayesi hizmet yarışı
Azeriyem men çerkezem birazda kürd'em
Mutlu olsun huzur bulsun yeterki ülkem
Ayırmayan arnavutu lazıda türkten
Memleketi bütün eden islamdır ilkem
Rumeliden kafkaslardan orta asyadan
Başım vermem bayrağımı baş tac yapmadan
Şehit olur can veririm vatan ve din için
Hakka kulum başkasına kulluk yapmazam
Azeriyem men çerkezem birazda kürd'em
Mutlu olsun huzur bulsun yeterki ülkem
Ayırmayan arnavutu lazıda türkten
Memleketi bütün eden islamdır ilkem
Vatanımda bayrağımız hep dalgalansın
Bayrağıma rengin veren damarda kansın
Üç kıtada yola düştük bu dava için
Anadolum bu millete sen has vatansın
Azeriyem men çerkezem birazda kürd'em
Mutlu olsun huzur bulsun yeterki ülkem
Ayırmayan arnavutu lazıda türkten
Memleketi bütün eden islamdır ilkem
Bu vatanın çilesini her bir derdini
Canın veren göğüs geren her bir ferdini
Kucaklayın kenetlenin bir bütün olun
Bu davalar bizimdir bizde bu yolun
Azeriyem men çerkezem birazda kürd'em
Mutlu olsun huzur bulsun yeterki ülkem
Ayırmayan boşnağını arabı türkten
Bu milleti bütün eden işte o Türk'em
Azeriyem men çerkezem birazda türk'em
Mutlu olsun huzur bulsun yeterki ülkem
Herşeyimiz vatan için yaşasın ülkem
Bu milleti bütün eden işte o Türk'em
Şadan Yenişafak
adres:
http://www.karakalem.net/reviews.asp?name=%FEadan+yeni%FEafak
Yazan:
MUTFAK SAYFASI
saat
11:33 ÖS
0
yorum bırakılmış
Kategori gündem